Kategoriler
Hikayeler

Aşk Hamuru

İşte gün boyu dilediği güzelliği yaşıyordu. Aşkla yoğuruluyordu, şekilleniyordu. Dokunuşların her biri sarhoşlukla içini dolduruyordu. İşte bu aşktı. Sonunda yakalamıştı. Her parçası, bu dokunuşlarla anlam buluyor, yeni ve şirin bir sanat eserine dönüşüyordu. Bu sefer büyük buluşma bittiğinde bir parçası da periye dönüşmüştü.

Kapkara saçlarını, arkadan birleştiren tokayı iyice sıktı. Kahvesinden derin bir yudum aldı. Boyamanın son rötuşlarını bitirdi.

– Bakalım benim dileklerimi de yerine getirebilecek misin güzel peri? Şimdi diliyorum ki…

Cep telefonunun, melodisinden önce gelen titreşimi ile irkildi. Neredeyse, yeni bitmiş peri heykelciğini düşürüyordu.

– Ödümü kopardın… Evet yeni bitti. Son parça kaldı. Biliyorsun Pazartesi teslim etmeliyiz. Ya bilmiyorum… Sanırım hoş oldu. Yani tam koleksiyonluk. Biliyorsun ben masallardan gittim. Pinokyo’yu, Teneke Adamı, Sindirella’yı bitirdim. Bugün de peri bitti… Evet ama bir şey eksik gibi… Yok gelemem, son hamurum var. Şu figür her ne ise bulup bitirmem lazım. Ne!… Orada mı? Yalnız mı? Of… Çok kötüsün… Bitiremezsem Pazartesi sabaha kadar bana yardım edersin ona göre… Tamam, bir saate oradayım… Gıcııııık!..

Telefonu kapattı, saçlarını çözdü, derin bir nefes alıp son kalan hamur parçasını koruyucu kabın içine koydu. Masadan neşe ile fırladı.

Yine yalnızdı. Ne çabuk geçiyor zaman ve bıraktığı güzel tat ne çabuk kaybolup yerini özleme bırakıyordu. Daha önce de keyifle şekillendirilmişti ama bu… Bu dokunuşlar ruhuna işleyip her defasında onu cennettin bahçelerine sokuyordu. Şimdi yerini yine özlemle dolu bekleyişe bırakmıştı. Saatler saatleri kovalarken, aralık pencereden şiddetli bir esinti geldi. Birden masanın üstündeki peri canlanıp, elindeki sihirli çubuğu ile hamurun kabına vurdu.

– Sence gitme vakti gelmedi mi?

– Aman tanrım!..

– Masalsı periler… Bu kılık ne acayip, insanlar neden bizi böyle algılarlar ki?

Peri, sarı bir toz bulutuyla heykelden çıkıp gerçek formunu aldı. Sarı toz bulutu ile belli belirsiz formu görülebiliyordu. Hamurun bulunduğu kabın cam kapağını açtı.

– Evet, çık bakalım. Seni bu esaretten kurtaralım.

– Ben burada kalıyorum.

– Ne! Sen delirdin mi?

– Burada kalıyorum. Kararımı verdim.

– Bak dostum, sanırım bunun ne anlama geldiğini bilmiyorsun. Eğer küçücük bir parçanı son heykel bitmeden kurtaramazsan sonsuza kadar…

– Biliyorum. Kararımı verdim. Sonsuza kadar onun yanında kalmak istiyorum.

– Hey dostum eskisi gibi olmayacak, eskisi gibi şekillenemeyeceksin, eskisi gibi hissedemeyeceksin. Bu ölmek demek.

– Hayır ben sonsuza kadar bu hisle onun yanında yaşayacağım. Buna İnanıyorum.

– Bak neyse… Bence bu fıstık bu gece gelmeyecek. Yarına kadar düşün. Yarın son kez yine uğrayacağım.

Peri bir süre hamura baktı, cam kapağı kapattığı gibi hızla pencereden kayboldu.

Burada kalmalıydı. Yeri burasıydı. Huzur bulacağı tek yer burasıydı. Onun yanı. Peki ya hiçbir şey hissedemezse? Olsun onun yanında olacaktı. Onunla bir olacaktı. Bu düşünceler yerini yeniden özleme bıraktı. Parmakları özledi, nefesi özledi, mayasına anlam katan teri, o güzelliği… Bu düşünceler düşünceleri, saatler saatleri kovaladı.

Ertesi gün öğlene doğru sokak kapısı hızla açıldı. İçeriye hızla girdi. Masaya geçti. Hamur yeni ayılıyordu ki karşısında aşkını gördü ve elleri yine üstündeydi. Yine cennetin en yüksek dağlarına çıkıyor ve orada bilinmeyen uçurumlarda uçuyordu. Onunlaydı. Anı yaşıyordu. ‘Ölüm mü? Bu eller benim ölümüm bile olsa hep benimle olacak. Benim cennetim…’

Pencereden gelen garip esintiyle peri son kez hamura seslendi. Ama cevap alamadı.

Elindeki yeşil boyaya bulanmış fırçayı bıraktı. Siyah fırçası ile son darbelerini yaptı. Kapının, kuş cıvıltılı melodisiyle yerinden kalktı.

– Kim o!

– Kalbi kırık Prens! Sarayınızı bulmak uzun zaman aldı.

Kapıyı neşe ile açtı ve kapıda bekleyen gence sarıldı. İçeriye öpüşerek geçtiler.

– Neden bir anda apar topar kaçtın? Seni yeni bulmuşken…

– Nedeni masanın üstünde. Onu buldum ve bitti.

– Vay! Çok güzeller. En son bu kurbağayı mı yaptın? Çok tatlı… Ama biraz şey… Şey bakmıyor mu? Hüzünlü…

– Evet, tabi ki öyle bakacak. Çünkü Prens olmayı bekliyor.

Neyse, ne içersin?

En İyi Hikaye örnekleri için sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir