Gülün Adı

Gülün Adı***

167

Pencerelerin bolluğu, büyük salonun bir kış öğle sonunda bile sürekli ve yaygın bir ışıkla şenlenmesini sağlıyordu. Camlar kiliseninkiler gibi renkli değildi; kurşun çerçeveli, renksiz cam kareleri, ışığın insan sanatınca bir değişime uğramaksızın, olabildiğince arı bir biçimde içeri girmesine ve okuma yazma çalışmalarını aydınlatmasına izin veriyordu. Başka zamanlarda, başka yerlerde, birçok yazı salonu gördüm; ama hiçbirinde, çerçeveyi aydınlatan fiziksel ışığın dökülüşünde, odanın orantısının ayrılmaz bir niteliği olan, ışığın somutlaştırdığı tinsel ilke, tüm güzelliklerin ve bilginin kaynağı olan claritas (aydınlık), böyle parlamıyordu.

Çünkü güzelliği yaratan üç şeyin uyumudur: her şeyden önce, bütünlük ya da yetkinlik – bu yüzden yetkin olmayan şeylere çirkin deriz; sonra gerekli orantı ya da uyum; son olarak da aydınlık ve ışık; gerçekten de rengi açık seçik olan nesnelere güzel deriz. Ve güzelin görünümü erinç sağladığı ve susuzluğumuzu erinç içinde iyi ya da güzel şeylerle gidermek aynı şey olduğu için de , içimin büyük bir avuntuyla dolduğunu hissettim ve böyle bir yerde çalışmanın ne denli hoş olacağını düşündüm.

En iyi kitap alıntıları artık Dırdırcı’da!

Günün şarkısı!




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir