Köstekler

Köstekler

146

M: Ne bileyim işte daha iyi hissediyorum.

C: Yok yok… Sana şimdi bu olta artistik geliyordur.

M: Cidden yahu! Kamışı tutunca, balığı hissedemiyor insan.

C: Yani kamışı ben tutuyorum, öyle mi?

Celal gülerken, oltanın sarma kolunu seri bir biçimde çevirmeye başladı. Gülüşündeki kırışıklıklar daha farklı bir hal aldı. Üçlü iğnesinin ikisinde, iki kardeş istavrit parlıyordu. Mavinin derinlerinden ayrılmanın şokundan mıdır bilinmez; cayır cayır yakan sivri metalden kurtulmak istemiyormuş gibi, Celal in elinde çırpınıyorlardı.

C: Zaten mesele senin düşündüğün gibi hissetmek değil. Şekilde gördüğün gibi.

Kovada bir an mutlu oldu kardeşler. Yalnız değillerdi. Bir kova dolusu mutluluk…

C: Etti yediii!.. Bak Mehmet’im! Mesele çok da kaptırmadan hissetmek. Sezdirmeden. İster uzaktan ister derinden… Ama iğneyi çok derinde bırakmayacaksın.

Celal kamışı yemledikten sonra, uyuyan dalgaların arasına ustaca kondurdu.

C: Maazallah sonra takılır makılır, en fenası kırılır ya da misinan kopar. Hoooop başa sararsın!

Mehmet misinayı ağır ağır sararken, yavaşça yaklaşan Sarısiyah Şapkalı’ya neredeyse Sadri Alışık selamı çakacaktı. Sonra vazgeçti. Dikkatleri üzerine çekmemeliydi. Celal’in olağanüstü alıcılarına yakalandı mı asla yakasını kurtaramazdı. Oltasını toplayıp yem takarmış gibi yaptı.

C: Yahu Mehmet’im, gel bu projede ol! Bu dizi tutacak emin ol. Hem polisiye… Bak sen biliyorsun hani bir cinayet dizisi vardı. Çok önceden konuşmuştuk. Sen biliyorsun yahu!.. Amerika da Avrupa da fena tuttu dört sezon mu, üç sezon mu ne oynadı. Rol de sanki sana yazılmış. Yani tam hayalindeki gibi. Hem keş hem de…

Mehmet zor nefes alıyormuş gibi mekanik bir soluma sesiyle

M: Benim için artık çok geç…

Kahkahaları; tüm kavruk balıkçıları, teni kararmış şarapçıları, uzaktan kesenleri, yakına koşanları, aşık taklidi yapan yancıları, kısacası tüm aya hasret kalmış güne bakanları ayılttı. İçten ve dıştan küfürler savruldu. Kıyıdaki şenlik dinince, bakışlar normale döndü, sakallar sıvazlandı, saçlar savruldu, kafalar kaşındı. Sadece köşedeki büfede pinekleyen yankesiciler dikkat kesildi.

Cemal oltasını kıkırdayarak sararken,

C: Bi siktir ya!

Celal oltasını daha sert sararken

C: Hep şu sikik çek yüzünden değil mi? Sıçayım lan kaç paraydı lan bu!

Celal oltasını sertçe toparlayıp, cebinden çeki çıkartır.

C: Oğlum bak, o zaman acayip bir durumdaydım. Yoğunluğa ben bile yetişemiyordum. Bunu sana… Bak tarihine bak…

Mehmet oltasını çoktan toplamıştı.

M: Yok. Hayır… Hayır… Bir dinler misin? Bitti. Benim için gerçekten bitti. Sıkıldım artık. Bu yaştan sonra biraz samimiyet aramak benim de hakkım. Eh şimdi biraz geveliyoruz ama rahatım. Rahat, kafam çok rahat. Yalanların hatta kendi yalanımın içinde yalama olmaktan bıktım. En kıçı kırık tiyatroda, ikinci sınıf rollerde oynamaya razıyım. Yeter ki samimiyet olsun. Yeter ki…

C: Var mı öyle bir yer!.. Var mı amına koyayım! Seni üç kuruşa çalıştığın ajansta mı çok samimi? İki metin yazıp, sloganlarla edebiyat mı parçalıyorsun? Yine aynı boku yapıyorsun! Yalanları, yalanla süsleyip, gelin alın diyorsun.

M: Ben demiyorum.

C: Televizyon sıçış arasında, osurarak mı söylüyor? Ne diyorlar? O ne ya! O ne! Sen iğnesiz… Sen kırık iğne ile mi?.. Sen iki saattir, kırık iğneyle balıklara mı dayıyorsun. Sen!..

M: Hayır… Yok bak ben artık…

C: Sen o kırık iğneyi benim!.. Lan o yemleri ta İzmir’den uçakla getirtiyorum ben. Siktir ya!

Kamışı fırlatmasıyla yankesicinin havada kapması bir oldu. Ama Karaköy’ün kara bakışlı şarapçıları, yankesicinin kolunu bacağını bir anda sarmıştı.

M: Sadece söz verdim. Artık balık…

Celal kovaya sert bir tekme savurdu. Kıyıdan kovayla birlikte istavritler özgürlüklerine kavuştu. Kovanın akıbetine bakmadan, çeki cebinden hırsla çıkarttı. Havada salladı. Çeki cebine yavaşça tekrar koyarken, yüzüne yapay bir gülümseme kondurdu. Ellerini eskimiş taklidi yapan kotunda kuruladı. Küfrede ede üst yola doğru ilerlemeye başladı. Koruması ve şoförü bir anda arkasında bittiler. Hızla arkasına döndü.

C: Yarın saat on da!..

M: Tamam.

Yarım saniye sonra sessizce…

C: Gelmeyecek…

M: Bekleyecek…

Mehmet Karaköy iskelesinden az önce ayrılmış Sarısiyah Şapkalı’ya Sadri Alışık selamı çakarken, gözü duru suya yarı yarıya gömülmüş kovaya takıldı. İstavritlerden biri hala kovadaydı. Acaba hangisi diye içinden geçirdi.

En İyi Hikaye örnekleri için sitemizi ziyaret edebilirsiniz.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir